15 Eylül 2008 Pazartesi
Kanserde aşı umudu
Sabah Gazetesinden alınan habere göre: Verem aşısı gibi kanser aşısı geliyor. İnsanlar üzerindeki en ciddi deneme yakında başlıyor. İtalya'nın Torino kentinde kansere karşı en önemli adım atılıyor
Denemelere başladılar!
Dünyadaki ilk kanser aşısını farelerde başarıyla deneyen İtalyan bilim adamları şimdi aynı aşıyı 20 kanser hastasında deneyecek. Araştırma üç yılda sonuç verecek. Aşı başarılı olursa, devam edilecek.
Verem aşısı gibi kanser aşısı geliyor. İnsanlar üzerindeki en ciddi deneme yakında başlıyor. İtalya'nın Torino kentinde kansere karşı en önemli adım atılıyor. Dünyadaki ilk kanser aşısını farelerde başarıyla deneyen İtalyan bilim adamları şimdi aynı aşıyı 20 kanser hastasında deneyecek. Araştırma üç yılda sonuç verecek. Aşı başarılı olursa, ilk aşamada meme, rahim ve prostat kanserine karşı uygulanacak.
1- İtalya'da aşı bariyeri
İtalyan bilim adamları, kanser hastalıklarının yüzde 30'unun nedeni olan ErbB-2 genlerindeki hatayı düzeltecek yeni aşıyı, ilkbaharda insana uygulayacak.
Bir grup İtalyan bilim adamı kansere karşı ürettikleri aşıyı fareler üzerinde denediler. "Deneysel Tıp'ta Uluslararası Araştırma Vakfı" bünyesinde biraraya gelen İtalyan bilim adamları, kanser hastalıklarının yüzde 30'nun nedeni olan ErbB-2 genlerindeki hatayı düzelterek kanserin önüne geçen yeni aşıyı ilkbaharda yirmi insan üzerinde de uygulayacak.
Torino'daki Molinette Hastanesi ve Torino Üniversitesi tarafından kurulan uluslararası vakıf bünyesinde yapılan araştırmalar sonucunda bulunan aşının, Milano'da büyük bir ilaç firması tarafından üretileceği belirtildi.
TEDAVİ DEĞİL BARİYER
Araştırmacılar, aşının amacının tedavi değil, başlangıç aşamasında olan kanserin önüne geçmek olduğunu belirtti. Genetik olarak kanser hastalığına yakalanma olasılığı yüksek olan farelere uygulanan aşı, bu hastalığa karşı inanılmaz bir bariyer yarattı. Bilim adamları aynı şeyin insan organizmasında da meydana gelebileceğini öne sürüyor. Araştırmaları yapan vakfın Bilimsel Komite Başkanı İmmunulog Profesör Guido Forni, yeni bulunan aşının kullanım mekanizmasını şöyle açıkladı: "Kanserden hastalanan 100 kişiden 30'unda genetik bir bozukluk olduğu görüldü. Bizim tekniğimiz hatalı DNA'nın üretemediği proteini hücrelerin yeniden üretmesini sağlayacak mekanizmayı vücuda yerleştirmekten ibaret. Aşı hücreye verildikten sonra küçük bir elektrik akımı ile zardan geçmesi ve faaliyete geçmek üzere çekirdeğe yerleşmesi sağlanıyor."
Eğer aşı başarılı olursa, teşhisi kolay olan meme, rahim ve prostat kanserlerine de uygulanacak. Aşının insanlar üzerinde başarılı olup olmadığı yolundaki karar 5 yıl sonunda verilecek, ancak bilim adamları, 3 yıl sonra araştırmanın sonucunun belli olabileceğini belirtti.
ÜNİVERSİTELER İŞBİRLİĞİ YAPTI
Torinolu bilim adamlarının, Bologna, Chieti, Camerino üniversitelerinin de işbirliği ile bulduğu aşının insanlar üzerinde de başarılı olmasından sonra, kanser riski taşıyan herkese uygulanabilecek. Bazı Amerikalı ve İsviçreli araştırmacılar Torino'ya geldi.
AŞI FARELERDE BAŞARILI OLDU
Genetik olarak kanser hastalığına yakalanma olasılığı yüksek olan farelere uygulanan aşı, bu hastalığa karşı inanılmaz bir bariyer yarattı.
2- Kanser aşısı geliyor
Amerika'da Kimmel Kanser Merkezi'nde bulunan aşı ile farelerde gen eksikliği giderilerek kanser önlendi. Bir yıl sonra aynı yöntem insanlara uygulanacak. Doktorlar çok umutlu...
İnsanlığın başbelası kansere karşı yapılan araştırmalar yeni bir umut kapısını araladı. Amerika'da yapılan bir araştırmanın açıklanan sonucuna göre, 'kanser aşısı' artık ulaşılması zor bir hayal olmaktan çıktı. Bilim adamları, özellikle gen tedavilerinde uygulanacak, vücutta bulunmayan genin vücuda yerleştirilmesinin bir çeşit aşı olarak da kabul edilebileceğini belirtti. Yapılan açıklamaya göre, farelerde kanseri yok eden aşının insan vücudunda nasıl uygulanacağını bir yıl içinde tesbit edilecek.
Thomas Jefferson Tıp Fakültesi'ne bağlı Kimmel Kanser Merkezi'nde, Prof. Kay Huebner ve arkadaşları kısa bir süre önce, insan vücudundaki eksik genin (missing genin) meme, rahim ağzı ve akciğer kanserlerine neden olduğunu ortaya çıkardı. Ekip, bundan sonraki en önemli işin, eksik olan bu genin vücuda yerleştirilmesi olduğunu açıkladı. Yapılan açıklamada, başarılı laboratuar çalışmalarının kanıtlanmasından sonra insanlar üzerinde de çalışmalara başlandığı ve en geç bir yıl içinde geniş çaplı tedaviye başlanacağı belirtildi.
GEN TESTİYLE TESBİT EDİLİYOR
Prof. Kay Huebner, kanser hastalığında erken teşhisin çok önemli olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Biz, üniversitemizde, yaygın olarak gen tahlillerini yapmaya başladık. Bu tahliller çerçevesinde, riskli kişileri tespit ediyoruz. Gen çalışmalarının ilerlemesiyle artık kan sayımı yapar gibi genlere bakılarak, eksik olan genlerin yerine konularak, hastalığın tedavisi yoluna gidilecektir. Bu gerçekten önemli bir adımdır. Çünkü, ailesinde kanser hastalığı riski olanların daha hastalık ortaya çıkmadan teşhisi yapılabilecektir. Ve kişinin hastalığa yakalanması önlenebilecek. Böylece, kanserin önü kesilecektir."
Profesör Huebner, gen eksikliğini gidererek farelerde kanseri yok ettiklerini belirterek, aynı yöntemi insan vücudunda nasıl uygulayacakları üzerinde çalıştıklarını söyledi. Prof. Huebner, gelinen noktayı şöyle anlattı: "Genler, kişilerde anne ve babadaki özelliklerin çocuğa geçmesini sağlayan hücre çekirdeğinde bulunan maddelerdir. Genlerin her biri, insan vücudunda bir özelliği oluşturur. Daha doğrusu oluşmasını düzenler. Genler, insan hücresinin çekirdeğinde bulunur. İnsan biyolojisi ve hastalıkları genlerin etkisi altındadır. Her geçen gün, hastalıkların kökeninde genlerin rolünü daha iyi görmekteyiz."
EN FAZLA BİR YIL
Doktor Huebner sözlerini şöyle sürdürdü: "Bizim yaptığımız çalışmada da, bazı cins kanser hastalığında, gen eksikliği gördük. Laboratuar çalışmasında yok olan bu geni farelere verdiğimizde kanserin kaybolduğunu kanıtladık. Bu aşamadan sonra, bizim gibi diğer araştırmacıların en büyük sorunu olan, bu genin insanlara nasıl verileceği sorusu ortaya çıktı. Bu genin, aşı gibi virüsle mi, yoksa ilaçlarla mı verileceği sorusuna cevap aranıyor. Yapılan son çalışmalar, virüsler yoluyla aşı gibi vücuda enjekte edilmesi konusu ağırlık kazanıyor. Ancak, bazı hastalarda bu aşıya karşı bazı tepkiler oluşturması da göz önüne alınması gereken noktalar. Ancak, en fazla bir yıl içinde bu konudaki çalışmalarımızı dünyaya açıklayacağız."
GEN TAHLİLİYLE ERKEN TEŞHİS KOLAY
Kimmel Araştırma Merkezi Mikrobiyoloji ve İmmünoloji Bölümü Başkanı Prof. Kay Huebner, hastalığın tedavisi için eksik olan bu geni, aşı gibi, insan vücuduna en geç bir yıl içinde yerleştirilebileceğini açıkladı.
KANSER RİSKİ AZALTILABİLİR
Kansere karşı bizim de yapacaklarımız var. Uzmanlar, domates, mürdüm eriği ve avokadoyu bir numaralı koruyucu ilan etti. Araştırmacıların dize getirmek için uğraştığı kanserden korunmak için bizim de alacağımız bir dizi önlemler var.
Uzmanlara göre, domates, mürdüm eriği, yeşil yapraklı sebzeler ve avokado, bir numaralı kansere karşı koruyucudur. Özellikle, bu meyvelerin içinde Lutein maddesi bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar Lutein'in kanser riskini azalttığını ortaya çıkarmıştır. İşte kanser riskine karşı neleri yapmanız ya da yapmamanız gerekenler:
* Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü'nün son raporunda, domates ve eriğin içinde bol miktarda bulunan Lutein'in özellikle prostat kanserlerini önleyici olduğu açıklanmıştır.
* Meyve ve sebzeyi bol miktarda yemelisiniz. Bunu gerçek bir alışkanlık haline getirmelisiniz. Böylece, kalın bağırsak kanserlerinden de korunacaksınız. Ayrıca, bu tür beslenme sizi ince tutacağından kalp hastalıklarından da korunmuş olacaksınız.
* Kırmızı et hiçbir zaman masumiyetini kanıtlamadı. Kuşkusuz, kırmızı et, vücuda gerekli olan kaliteli protein açısından çok zengin. Ancak, etin içinde bulunan heterocyclic maddesinin bazı kanser türlerine yol açabileceğini gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Eğer, etten asla vazgeçmem diyorsanız, etin yağsız olmasına dikkat edin. Etin, daha önceden zeytinyağı ve bazı otlarla dinlendirdikten sonra pişirin. Zeytinyağlı dinlendirilmiş ette, heterocyclic asidin etkisi azalır. Sonuç olarak, kırmızı eti az yeyin.
* Şekerler, adı kadar masum değil. Kanser hastalığında şekerlerin, tatlandırıcıların doğrudan bir ilgisi bulunmuyor. Ancak, fazla şeker ve şekerli gıdaların alınması şişmanlığa yol açıyor. Şişman kişilerde de, kalp ve kanser riski artıyor.
* Mümkün olduğu kadar stresten uzak kalın. Stresin kanser ve kalp hastalığından doğrudan ilişkisi olduğu artık kanıtlanmış durumdadır.
Kaynak:Sabah
13 Eylül 2008 Cumartesi
Mesane kanseri

Belirtiler
-İdrarda kan;
-Pelvik sancı (ön ve yanlardaki kalça kemiklerinde sancı);
-İdrar yapmada zorluk;
Teşhis
En sık görülen ilk belirti, ağrı ya da başka bir rahatsızlık olmaksızın, idrarda kan bulunmasıdır. Sık yapılan bir teşhis hatası, idrardaki bu kanın mesane iltihabına bağlanmasıdır. Eğer mesane kanserini düşündüren şikayetleriniz varsa, doktorunuz kanserli hücreleri saptamak üzere idrar tahlili yaptıracaktır. IVP denilen özel bir böbrek röntgeni çekilebilir ve doktorun mesanenin içini görebilmesi için, sistoskopi yapılacaktır. Sistoskopi sırasında, habis hücreler açısından mikroskop altında incelenmek üzere, mesane duvarından parça alınır.
Eğer kanser saptanırsa, doktorunuz kanserin hangi evrede olduğunu saptamak için, karın ya da pelvis tomografisi isteyebilir. Kanserin mesane dışına yayılıp yayılmadığını anlamak için yapılan testler, göğüs röntgeni ve kan tahlilleridir.
Eğer mesanedeki tümör küçükse ve mesaneyi kaplamamışsa, iyileşme şansı yüksektir. Bu türden mesane kanseri olan insanların yaklaşık %50si ile 70i arasında kalan kısmı üç yıllık bir süre içerisinde iyileşme gösterecektir.
Mesane kanserinin çevre dokulara yayılması kötü prognoz göstergesidir, bu nedenle erken teşhis son derece önemlidir.
Tedavi
Yüzeysel mesane kanserindeki tedavi genellikle tümörün kendisinin alınması şeklindedir. Bunun için büyük bir ameliyat gerekmez, çünkü cerrah tümörü bir sistoskop aracılığıyla alınabilir.
Yüzeysel tümörün alınmasından sonra biyopsiyi ihtiva eden sistoskopik değerlendirme her 3 ile 6 ayda bir kanserin yeniden oluşup oluşmadığını belirlemek için yapılır. Eğer bu olay yinelenirse, tümör yeniden sistoskopi ile alınabilir. Ancak bu sefer gelecekteki mesane kanseri olasılığını azaltmak için kanserle mücadele edici ilaçlar verilir.
Eğer hastalık mesane kasları ve yağ dokusunu kaplarsa mesanenin kendisinin, erkeklerde de prostat bezinin de birlikte olmak üzere, alınması gerekir. İlerlemiş mesane kanseri olan kadınlarda da yumurtalıkların, rahmin ve vajinanın bir kısmının alınması gerekir.
Mesanenin alınması, idrarın geçeceği bir açıklığın yaratılmasını gerektirir. Bunu yapmanın değişik yolları vardır. En başarılı olan tekniklerden birinde üreterler, bir parça bağırsaktan yapılmış yapay bir mesaneye bağlanırlar. Yani mesane göbeğin yan tarafından vücudun iç kısmına tutturulur. Daha sonra idrarı giysilerin altından vücut üzerinde bir torbaya boşaltmak üzere karın duvarından bir delik açılır. Buna ileal kanal işlemi denir.
Bazı hekimler, invazif (yayılma gösteren) mesane kanseri için bu operasyondan sonra radyasyon terapisi ve kemoterapi önerirler. Tümör lenf ise kemoterapi kullanılabilir. Metastatik hastalığı (diğer organlara yayılan kanser) olan şahısların %30 ile 70 i arasındaki kısmında kemoterapi kanserin yayılmasını kontrol altına almak ve ağrıyı hafifletmek açısından yararlıdır. Ancak bunun yararı 6 aydan daha fazla sürmez ve kanser bu süreden sonra ilerlemeye devam eder.
Mesanenin ameliyat ile alınması veya radyasyon terapisi ile devam eden kemoterapinin bir kombinasyonu yayılma gösteren (invasiv) hastalığı olan şahısların bazılarında yaşamı uzatır.
Mezotelyoma
Son yıllarda ülkemizde sıkça görülmesine rağmen nadir tümörler arasında yer alan mezotelyoma, akciğer, kalp ve karın organlarını çevreleyen sırasıyla plevra, perikard ve periton adı verilen zarlardan orijin alan habis bir tümördür. Çoğu kez asbest maruziyetine bağlı olarak ortaya çıkan bu tümör, en fazla plevrada (akciğer zarı) görülür.
Mezotelyoma için risk faktörleri nelerdir ?

Mezotelyoma için bilinen en önemli risk faktörü asbest maruziyetidir. Lifsel yapıda mineral olarak tanımlanan asbest, birçok sanayi kolunda yaygın olarak kullanılabilmektedir. Örneğin fren balata sistemleri, ısı izolasyon materyalleri ve yalıtım materyalleri üreten iş kollarında ve gemi sanayisinde asbest kullanıldığı bilinmektedir. Asbest kullanılan işyerlerinde yeterli korunma önlemi alınmıyorsa havada uçuşan bu lifsel partiküller solunum yoluyla akciğere girmekte ve oradan akciğer zarına göç ederek mezotelyomaya neden olmaktadır. Mezotelyoma dışında akciğer kanseri gelişiminde de önemli bir risk faktörü olan asbest, ayrıca 'benign asbestoz' adı verilen ve plörezi ya da interstisyel akciğer hastalığına yol açan kanser dışı bazı hastalıklar için de risk faktörüdür.
Prof.Dr.İzzettin Barış, İç Anadolu Bölgesi'de yaptığı araştırmalarda, toprakta bulunan bazı minerallerin de (Erionite gibi) asbest gibi mezotelyomaya neden olduğunu saptamıştır. Anadolunun bazı yörelerinde beyaz toprak adı verilen bu mineralleri içeren toprak, sıva ve boya malzemesi olarak evlerin duvarlarına sürülmekte ve bu nedenle bu bölgelerde mezotelyoma sık görülen bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.
Son yıllarda yapılan çalışmalarda SV adı verilen virüsün mezotelyoma gelişimi ile ilişkili olabileceği bildirilmiştir.
Mezotelyomada belirti ve bulgular nelerdir ?
Hastalık çoğunlukla akciğer zarında sıvı birikimine yani plöreziye neden olduğu için ilk belirtiler çoğu kez sırt, göğüs ve yan ağrısıdır. Başlangıçta nefes almakla batıcı karakterde olan ağrı, giderek süreklilik kazanır ve şiddetini arttırır. Plevra boşluğunda biriken sıvı miktarının artması ile hastada nefes darlığı ortaya çıkar. Bunun dışında öksürük, nadiren çomak parmak, hastalığın yaygınlığı ile ilişkili olarak karında şişme, karın ağrısı gibi belirtiler de olabilir.
Mezotelyomada tanısal yaklaşım
Yukarıda belirtilen yakınmalarla hekime başvuran hastada yapılan muayenede hasta tarafta solunum sesleri azalmıştır ve genellikle göğsün hasta tarafının sağlam tarafa göre hafif küçülmüş olduğu saptanmıştır. Yine hasta tarafta omuz daha düşük pozisyondadır. Standart akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografik tetkikte plevra boşluğunda sıvı toplandığı akciğer zarının akciğeri bir zırh gibi saracak şekilde kalınlaşmış olduğu görülür.
Radyolojik yöntemlerle plevra boşluğunda sıvı saptanan hastadan bir enjektör yardımı ile bir miktar sıvı alınarak incelenir. Sıvıda tümör hücrelerinin görülmesi ile nadir olgularda mezotelyoma tanısı konulabilir ancak kesin tanı için çoğu kez doku parçasına yani biyopsiye ihtiyaç vardır. Biyopsi kapalı plevra biyopsisi, açık plevra biyopsisi ya da torakoskopik yöntemlerle yapılabilir.
Tedavi
Biyopsi materyalinin incelenmesi ile mezotelyoma tanısının konulmasını takiben tedavi planlaması yapılmalıdır. Mezotelyomanın epitelyal, sarkomatöz ve mixt tip olmak üzere 3 alt grubu vardır. Sarkomatöz ve mixt tip mezotelyomada kemoterapi ve radyoterapi uygulanırken, epitelyal tip mezotelyomada karşı akciğer ya da diğer uzak doku ve organlara ****staz yoksa cerrahi tedavi seçeneği de mevcuttur. Cerrahi girişim sonrası hastaya kemoterapi ve radyoterapi de uygulanmalıdır.
Rektum(anüs) kanseri
Rektum ve anus kanseri yaygın bir durum mudur?
Evet. Bu bütün insan vücudunda en çok rastlanan habis durumlardan biridir.
Rektum kanseri neden meydana gelir?
Nedeni bilinmemektedir. Ancak, tıbben yapılan tespitlere göre, bu alanda gelişen kanserlerin birçoğu yukarıda gösterilen selim poliplerden ileri gelmiştir.
Rektum kanseri önlenebilir mi?
Ancak bir dereceye kadar. Bu başlıca periyodik rektum muayeneleri ve sigmoidoskopik muayenelerin yapılıp yapılmadığına bağlı olacaktır. Bu gibi muayeneler sonucu kansere dönüşebilecek selim bir tümör teşhis edilebilinecek ve ortadan kaldırılacaktır.
Rektum kanseri teşhisi nasıl yapılmaktadır?
a. Doktor rektum kanalına parmağını sokarak durumu inceler.
b. Tümör dokusundan bir parça alınarak mikroskobik incelemeye sevk edilir. (Bu basit bir muayenehane işlemidir.)
Rektum kanseri ne gibi belirtiler gösterir?
a. Başlıca belirti dışkıda kandır.
b. Dışarı çıkma saatlerinde değişiklikler olabilir.
Rektum kanseri daha çok hangi yaşlarda olabilir?
Her yaşta meydana gelebilir; fakat çoğunlukla orta ve ileri yaşlarda görülmektedir.
Rektum kanseri nasıl tedavi edilir?
Bütün rektumun ve bağırsağın yaklaşık 60-90 santiminin alınmasıyla. Karın bölgesi çeperinde kolostomi olarak adlandırılan suni bir çıkış açılmaktadır. Bazı hallerde, kanser rektumun üst kısmındaysa, rektumun kanserli parçasını almakta ve bağırsak fonksiyonu devam ettirilebilmektedir. Bu gibi hallerde suni açılış yapılması gerekmemektedir.
Rektum kanseri ameliyatı tehlikeli midir?
Muhakkak ki evet. Eğer tümör vücudun başka taraflarına yayılmadan teşhis edilmişse, ameliyat olacak kişilerin yarıdan fazlası bu dertten kurtulabilmektedir.
Rektumu alındıktan sonra bir kişi normal bir hayat sürdürebilir mi?
Evet. Binlerce kişi vardır ki, rektumları olmadığı halde her türlü faaliyetlerini sürdürebilmektedirler. Kolostomilerini her gün aynı saatte boşaltmayı geliştirerek, tam faaliyetlerini sürdürebilmektedirler. Kolostomi açılışı üzerine muhtelif torbalar yerleştirilmekle hasta evde bulunmadığı zaman meydana gelebilecek dışkı ve pis koku çıkışlarına karşı konulmaktadır.
Ağız kanserleri
Ağız kanserlerinin sıklığı ve ciddiyeti
Ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır.
Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir.
Ağız kanserlerinin nedenleri nelerdir?
Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve bazı besinlerdeki karsinojen maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur. Genetik yatkınlık ta ağız kanserleri için risk faktörleri arasındadır.

Ağız kanserlerinin muhtemel belirtileri
Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi Çiğneme ve yutma güçlüğü Dil ve çene hareketlerinde zorlanma Dil veya ağzın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız kanserini fark etmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.
Ağız kanseri riskinin azaltılması için:
Sigara, pipo gibi tütün ürünlerinin kullanmayınız, tütün çiğnemeyiniz.
Alkol kullanıyorsanız, aşırıya kaçmayınız.
Hem alkol hem de tütün ürünlerini kullanan kişilerde ağız kanseri riski alkol ve tütün ürünlerini kullanmayan kişilere göre 15 kat artmıştır.
Meyve ve sebzeden zengin diyetle besleniniz (araştırmalar bu tür diyetin ağız kanseri riskini azaltabileceğini ileri sürmektedir)
Düzenli olarak dişhekimine gitmeyi ihmal etmeyiniz.
Lösemi(kan kanseri)
ÇOCUKLUK ÇAĞINDA LÖSEMİLER:
Çocukluk çağındaki kanser vakalarının %35'ini lösemiler oluşturur ve birinci sıradadır. Lösemiler hücre cinsine göre; ALL (Akut Lenfoblastik Lösemi) ve AML (Akut Myeloblastik Lösemi) olmak üzere 2 ana gruba ayrılır. Kendi içlerinde de alt sınıflar tanımlanabilir.Türkiye'de her yıl 16 yaşın altında 1200-1500 yeni lösemili çocuk vakası bildirilmektedir.
Lösemi nedenleri henüz tam olarak aydınlatılmamıştır. Sitogenetik ve moleküler tekniklerdeki yeni gelişmelerle; genetik yatkınlıklar, radyasyon, benzen ve türevleri (bali, vs.), böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler, bazı kalıtsal hastalıklar ve bazı viral hastalıkların hep birlikte lösemiye neden oldukları çalışmalarla gösterilmiştir. Lösemi her yaşta görülmektedir. En sık çocukluk çağında 2-5 yaşlarında artmaktadır. 1 yaşın altında, 10 yaşın üstündeki yeni vakalarda tedaviye cevap azalmaktadır.
Herhangi bir etkiyle damarlarımızda dolaşan kanın esas yapım yeri olan kemik iliğimizdeki ana hücrelerde oluşan şifre değişikliği ile blast adını verdiğimiz olgun olmayan kan hücrelerinde artış meydana gelmektedir. Bu hücreler hızla yayılarak kemik iliğini, lenf bezlerini, dalağı, karaciğeri, bey,n ve merkezi sinir sistemini tutmaktadır.
BELİRTİLERİ:
Çocuklarda lösemi hastalığının belirtileri:
İştahsızlık
![]()
Kansızlık
![]()
Zayıflama
![]()
Bacaklarda kemik ağrıları
![]()
Cilt altında kanamaları (kırmızı noktalar veya morarmalar)
![]()
Burun ve dişeti kanamaları
![]()
Ateş
ilk gözlenen bulgulardır.Ayrıca yayıldığı organlara ait belirtiler, örneğin başağrısı, kusma, karın ağrısı, görme bozuklukları önem taşıyabilir. Bu yakınmalarla müracaat ettikleri çocuk hematoloji (kan hastalıkları) uzmanlarınca yapılan muayenede çoğunlukla karaciğer ve dalak büyümesi, lenf bezlerinde genişleme, kanama bulguları tespit edilebilir.
Yapılan kan, kemik iliği, hücre tipini belirleme ve genetik tetkikler sonucu kesin tanı konulabilir.
Tanıdaki ayrıntılı testler genellikle lösemi tiplerini, tedavi prensiplerini belirlemede yardımcı olacaktır.
Tedavi öncelikle genel durumun düzeltilmesi yöntemleri ile başlar. Bu safhada kan veya kanın içindeki özel hücrelerini donörlerden (gönüllü kan verici kişi) alınarak lösemili hastaya verilmesi, enfeksiyon mevcutsa gerekli mücadelelerin yapılması, böbreklerin, karaciğer ve kalbin kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinden korunma önlemlerinin alınması çok önemlidir.
Ayrıca hastaların ve ailelerin hastalık hakkında bilgilendirilmesi, löseminin umutsuz değil, tersine iyi bir tedavi ve moral desteği ile lösemide %85'lere varan oranda iyileşmenin sağlandığının açıklanması tedavinin ikinci basamağıdır.
TEDAVİ ESASLARI ve İLK TEDAVİ:
Çok yüksek doz, birbirinden farklı en az 6 çeşit ilacın 4-6 hafta içerisinde damardan ve ağızdan verilmesidir. Burada amaç, blast adı verilen kötü huylu ana hücrelerin yok edilmesidir.
Ancak bu kemoterapi ilaçları, maalesef yalnızca kötü hücreleri etkilememekte, vücudumuzun iyi, faydalı hücrelerini de yok etmektedir. Bu nedenle, çocuklarımızın saçları dökülmekte, ağızlarında, bağırsaklarında yaralar açılmakta, halsizleşmektedirler. Yine, vücudumuzu enfeksiyonlara karşı koruyan savunma hücreleri de ilaçlarla yok edildiğinden immün sistem yıkılmakta, en ufak bir mikrop, hastalık etkeni dahi tüm vücuda yayılıp ağır ateşli enfeksiyonlara neden olmaktadır.
Bu nedenle lösemili çocuklarımız etraflarındaki insanlardan, havadan, sudan mikrop almamak ve korunmak için maske takmaktadırlar.
TEDAVİ METODLARI:
Lösemi hastalığının tedavisindeki temel prensip kemik iliğindeki ana kan hücrelerinde oluşan şifre değişikliği ile olgun olmayan blast adı verilen hücrelerin çoğalmasını durdurmak ve sonrasında normal kan elemanlarının yapılmasını sağlamaktır.
Kötü huylu blast hücreler çok hızlı çoğalırlar. Bunlar olgunluk ve çoğalma zamanlarına göre çeşitli evrelere ayrılırlar: 1) Mitoz, 2) G devresi, 3) S devresidir. Tedavideki amaç; birbirinden farklı etkilerdeki ilaçların bir program çerçevesinde uzun süre kullanılarak tüm safhalardaki blastların öldürülmesidir.
Yaklaşık 3 yıl süren tedavide 4 safha yer alır:
1- YÜKLEME TEDAVİSİ (Balyoz Harekatı):
Birbirinden farklı 5-6 çeşit ilaç damardan aynı anda verilir. Amaç kötü huylu hücrelerin 2 ay içerisinde hızla öldürülmesidir. Vücudumuzu işgal etmiş düşman kuvvetlerine karşı dost birliklerin topla, tüfekle, bombayla taarruzudur. Adeta bir Kurtuluş Savaşı başlamıştır.
2- PEKİŞTİRME TEDAVİSİ (Jet Tesiri):
Paniğe kapılan, dağılan kötü hücreler hemen kendilerini korumak, direnebilmek için zırhlara bürünmekte, gizlenmekte ve çoğalmaya çalışmaktadır. Vücudumuzun silahlı kuvvetleri ile birlikte dost güçler havadan, karadan ve denizden düşmana bombalarla saldırmaktadır. 3-4 ay süren bu tedavide çok yüksek doz birbirinden farklı tesirli ilaçlar damardan verilmektedir.
İşte bu sırda maalesef vücudumuzdaki faydalı hücreler de ölmekte, saçlar dökülmekte, ağızda yaralar çıkmaktadır.
3- ÖNLEYİCİ TEDAVİ (İstihbarat):
Kemik iliğinde yenilmiş, parçalanmış, dağılmış düşman hücrelerinin beyin ve sinir sistemi ve üreme organlarımıza yerleşerek, sinsi sinsi faaliyete geçmelerini önleyici tedavidir. Bazı durumlarda radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanabilir. Bir nevi gizli servis işlevini üstlenirler.
4- YENİDEN ÖRGÜTLENMEYE İZİN VERMEYEN DEVAMLILIK TEDAVİSİ:
Amaç artık tamamen yok edilmiş düşman hücrelerinin vücudumuzda herhangi bir şekilde yeniden çoğalmalarını önlemektir. En son blast yok edilinceye kadar tek tek bulunup parçalanması sağlanır. Yaklaşık 2.5-3 yıl kadar devam eder.
TEKRARLAYABİLİR Mİ?
Toplam 3-3.5 yıl süren tedavi sonunda % 85'lere varan oranda tamamen iyileşme sağlanır. Tedavi sonrasında yalnızca kontrollerle izlenen çocuklarımız, tüm sağlılı kardeş ve arkadaşları gibi normal yaşantılarını sürdürürler. hepimizde olabileceği gibi hastalığı yenmiş bireylerde de löseminin yeniden görülme olasılığı az da olsa vardır. Bu durumlarda da benzer tedaviler ve/veya kemik iliği nakli uygulanabilir.
TEDAVİ PROGRAMLARI:
Kemoterapide seçilen ilaçlar ve hangi zamanlarda, ne dozlarda verilecekleri uzun süren deneyler ve uygulamalar sonrasında belirlenmektedir. Türkiye'den de birçok değerli bilim adamının katıldığı bu çalışmalar, Hematoloji dergilerinde, kongrelerde açıklanmakta ve kullanıma sunulmaktadır. Oluşturulan bilimsel kurumlarda tedavinin başarısı ya da başarısızlıkları izlenmekte ve sonuçları değerlendirilmektedir. Aksayan noktalar, ulusal ve uluslararası bilimsel kurullarda değerlendirilerek yeni ilaçlar, yeni dozlar ya da değişik metodlar uygulamaya konulmaktadır.
KEMOTERAPİ İLAÇLARI:
Lösemi teavisine özgü ilaçların tümü maalesef yurtdışından temin edilmektedir. nakliye sırasında bozulmaması, uygun koşullarda sulandırılması, ısıdan ve ışıktan korunması, istenen sürede ve hızda verilmesi ve damar dışına kaçırılmaması gibi son derece zor ve titiz çalışmaların bir arada olması gerekir.
MALİYET:
Tedavide kullanılan ilaçlar son derece pahalıdır. Bir kutusu 100 milyon lira civarındadır. Yüzlerce şişe ilaç kullanılmaktadır. Kateterleri, kitleri, serumları, kan ürünleri hesaplanacak olursa tedavi maliyeti yüz milyarlarca lirayı bulmaktadır.
LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR VE AİLELERİNİN PROBLEMLERİ:
12 Eylül 2008 Cuma
Tiroid(guatr) kanseri
Papiller tiroid kanseri ve folliküler tiroid kanseri; tedavisi doğru ve eksiksiz yapılmak şartı ile %100’e yakın oranda “tedavi edilebilen” kanserlerdir. Medüller tiroid kanseri daha karmaşık ve daha ileri tedavi yapmak koşulu ile tedavi şansı son yıllarda çok artmış bir kanser türü iken anaplastik kanserde tedavi etkinliği özellikle gecikmiş vakalarda düşüktür.
TİROİD KANSERİ TEDAVİ SEÇENEKLERİ VE STRATEJİSİ NEDİR? Her tiroid kanserinde ameliyat ile tiroid bezesinin tümünün eksiksiz olarak çıkarılması zorunludur. Kanserin çeşidine göre değişmek üzere ameliyat sonrasında yapılacak tedaviler ile kanser tedavisi tamamlanır. Ancak hasta ömür boyunca takip edilir.
TİROİD KANSERİNDE AMELİYAT Tiroid nodülü ameliyatlarından önce İİAB yapılması ve bunun sonucunda kanser olduğunun belirlenmesi hastaya en uygun koşullarda ameliyat yapılması imkanı verir. Ayrıca, kanser şüphesi yüksek hastalarda ameliyat sırasında hızlı mikroskopik inceleme (frozen) yapılması uygun olur. Ameliyat sırasında hızlı mikroskopik inceleme ile hastada kanser olup olmadığı ortaya konulduktan sonra ameliyatın genişletilip tiroid bezesinin tümünün çıkarılması en uygun cerrahi stratejidir. Kanser ameliyatlarında, tiroidin çevresindeki lenf düğümleri de alınmalı ve mikroskopik olarak kanserin bu düğümlere sıçrayıp sıçramadığı ortaya konmalıdır.
Ameliyat sonrasında kanser olduğu anlaşılan ve tiroid bezesinin bir kısmı çıkarılmadan bırakılmış hastalarda; kanserin boyutuna bakılmaksızın ikinci bir ameliyatla tiroid bezesinin geriye kalan bölümü de tümüyle çıkarılmalıdır. Aksi halde daha sonra yapılacak tedavi de eksik kalır ve etkili olamaz.
AMELİYAT SONRASI TEDAVİ
Papiller Kanser ve Folliküler Kanser’de Ameliyat Sonrasında Tedavi: Hastada tiroid bezesi tümüyle çıkarıldıktan sonra özel olarak kurşun ile zırhlanmış bir hastane odasında hastalara yüksek doz radyoaktif iyot-131 uygulanır. Böylece ameliyat öncesinde, ameliyat sırasında ve ameliyat sonrasında tiroid bölgesinde kalan ve vücudun başka yerlerine dağılmış olan “kanser hücrelerinin” ortadan kaldırılması amaçlanır. Eğer tiroid kanseri başka bir yere gitmiş ve orada “yayılma” yapmışsa bu durumda daha da yüksek doz radyoaktif iyot-131 uygulamaktan ibarettir.
Hastaların ameliyat sonrasında radyoaktif iyot-131 tedavisi öncesinde tüm vücudunu taramak ve takiben yüksek doz tedavi verdikten sonra tüm vücudu bir kez daha taramak daha kesin sonuçlar vermektedir. Tedavi dozu 150 mci' (MİLİKÜRİ)nin altında olmamalıdır.
Gereken vakalarda aradan 6 ay geçtikten sonra tekrar yüksek doz iyot-131 verilebilir. Verilecek toplam dozun sınırı genellikle toplam 2000 mCi civarındadır. Ancak, vücudunun her yerine kanser yayılmış ve hayatı tehlikeye girmiş bir hastada bu sınır aşılabilir.
LENF BEZELERİNE YAYILMIŞ PAPİLLER TİROİD KANSERİNDE NE YAPILMALIDIR? Bazı merkezlerde papiller kanser olduğu İİAB ile veya ameliyat sırasında saptanan hastalara tiroid ameliyatı sırasında veya sonrasında bir de boyun ameliyatı yapılarak tek taraflı veya çift taraflı lenf bezeleri de “temzilenmektedir”. Lenf bezelerine yayılmış papiller kanserlerde bu uygulama artık giderek terk edilmekte; lenf bezelerine yayılmış papiller kanserlerde bile tiroidin tümüyle çıkarılmasından sonra yüksek doz iyot-131 tedavisi uygulaması yapılmaktadır. Çünkü papiller kanserlerin çoğunluğu iyot-131’i çok yüksek oranda tutmaktadır.
ESKİDEN TARTIŞILAN GÖRÜŞ Uzun yıllar süren tartışmalarda papiller ve folliküler tiroid kanserlerinin ameliyatında tiroidin ancak bir kısmını almak, “bir parçasını bırakarak bunun hastaya gerekli tiroid hormonu salgılamasını” beklemek savunulurdu. Ayrıca, bu hastalara yüksek doz iyot-131 tedavisi de uygulanması zorunlu olmadığı söylenirdi.
YENİ ANLAYIŞ Bu yaklaşımın yanlış olduğu, kanserin türüne bakılmaksızın tiroid bezesinin tümüyle çıkarılması, papiller ve folliküler kanserde kanser boyutu ne olursa olsun muhakkak yüksek doz radyoaktif iyot-131 uygulanması gerektiği “tecrübelerle” anlaşılmıştır.
TİROİD KANSER AMELİYATINDA TİROİD BEZESİ TÜMDEN ÇIKARILMAK ZORUNDA MIDIR? Evet. Gerekirse ikinci ameliyat muhakkak yapılmalıdır. Kanserin boyutu ne olursa olsun tiroid bezesi tümden çıkarılmalıdır. Aksi halde daha sonra uygulanacak tedaviler etkili olmaz. Ülkemizde yaygın olarak tercih edildiği şekliyle, ilk ameliyatla tiroid bezesinin çoğunu çıkarıp geriye kalan bölümünü düşük doz radyoaktif iyot-131 ile yakmak ikinci ameliyat kadar etkili bir seçenek sunmaz.
Medüller Kanserde Ameliyat Sonrası Tedavi: Bu kanser türünün de bir kaç alt grubu olmakla birlikte tedavi stratejisinde ameliyat sonrasında yine radyoaktif iyot-131 ile işaretli yüksek doz MIBG kullanılmaktadır. Burada en önemli husus, hastada tiroid dışındaki bölgelerden salgılanan diğer hormon ve hormon benzeri maddelerin de tedavi planı içine dahil edilmesidir.
Anaplastik Kanserde Ameliyat Sonrası Tedavi: Bu hastalarda hastanın durmuna ve teşhis edilme evresine göre, ameliyat sonrasında radyoterapi ve kemoterapi seçenekleri dikkate alınır.
TİROİD KANSERİNDE TEDAVİ SONRASI TAKİP Tedavi sonrasında hastaların TSH düzeyleri hızla düşürülmelidir. Unutmamak lazım ki, yüksek TSH, kanserin yeniden gelişmesine ve yayılmasına teşvik unsuru oluşturur. Bu amaçla tiroksin hormonu kullanılır. Belli aralıklarla tüm vücut iyot-131 tarama yapmak ve kanda tiroglobulin düzeyini ölçmek en temel takip yöntemleridir.
HANGİ SIKLIKLA TÜM VÜCUT TARAMA YAPILMALIDIR? Papiller ve Folliküler kanserde TSH düzeyini yükselterek iyot-131 ile tarama artık eskisi kadar sık yapılmamalıdır. Eskiden 6 ay gibi kısa aralıklarla daha sık yapılan bu tarama yöntemi artık yerini tek tiroglobulin ile takibe bırakmıştır. Çünkü yapılan araştırmalarda yalnız iyot-131 tüm vücut tarama ile tek başına tiroglobulin ölçümleri yaparak takip etmek arasında bilimsel istatistiki bir fark olmadığı ortaya çıkmıştır. En ideali hem iyot-131 tüm vücut tarama yapmak hem de aynı zamanda tiroglobulin ölçmektir; ama bu durumda da hastanın TSH düzeyini sık sık yükseltme ve hastayı gereksiz riske sokma durumu söz konusu olabilir.
Medüller kanserde takipte iyot-131 MIBG sintigrafisi tek tercih edilecek yöntemdir. Anaplastik kanserde ise takip amaçlı tüm vücut kemik sintigrafisi kullanılır.
TİROİD KANSERİ TAM OLARAK TEDAVİ EDİLMEZSE NE OLUR? Her ne kadar tiroid kanseri yukarıda açıklanan yöntemlerle “tedavi edilebilir” kanserlerden olsa da tedavi edilmezse aynı diğer kanserler gibi yayılır ve olumsuz neticeler ortaya çıkar.
